Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Brent Johnson: Dedolarizasyon Söylemi Büyürken Dolar ve ABD Varlıkları Daha da Güçlenecek

Brent Johnson: Dedolarizasyon Söylemi Büyürken Dolar ve ABD Varlıkları Daha da Güçlenecek / Tokenpost

ABD dolar hakimiyetine meydan okuyan ‘dedolarizasyon(‘탈달러화’)’ tartışmaları giderek sertleşiyor. Ancak ‘Dollar Milkshake Theory(달러 밀크셰이크 이론)’ ile tanınan yatırımcı 브ent Johnson’a göre, mevcut küresel para sistemi yapısı düşünüldüğünde dolar merkezli düzeni gerçekten değiştirmek, tartışmalardan çok daha karmaşık. Johnson, bugünkü sistemde ‘para krizi’nin adeta ‘matematiksel olarak kaçınılmaz’ olduğunu, buna rağmen bu süreçte ABD doları ve ABD varlıklarının diğer *fiat* paralara ve varlıklara göre görece daha güçlü kalacağını savunuyor.

Brent Johnson, makro strateji ve sermaye tahsisine odaklanan yatırım şirketi Santiago Capital CEO’su. Johnson, 2018’de ortaya koyduğu ‘달러 밀크셰이크 이론’ ile küresel borç krizinde likiditenin nasıl ABD dolarına “çekildiğini” anlattı ve o tarihten bu yana bu çerçeveyi para ve sermaye akımlarını okumakta yoğun biçimde kullanıyor. Ayrıca eurodollar (offshore dolar) piyasası ve *stablecoin* gibi yeni teknolojilerin dolar hakimiyetini nasıl yeniden şekillendirebileceği konusunda da sıkça görüş bildiren isimlerden.

Johnson’a göre dünyada ‘탈달러화’ isteği açıkça var. Rezerv para olan ABD dolarının, Washington’un yaptırım ve dış politika hamlelerini doğrudan diğer ülkelerin finans ve ticaret sistemine yansıtması, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi rahatsızlık yaratıyor. BRICS ülkelerinin kendi ödeme ağları ve ortak para birimi planları açıklaması da bu ‘dedolarizasyon’ anlatısını güçlendirdi.

Ancak Johnson, bu anlatının ‘gerçek dünyanın karmaşıklığını’ tam yansıtmadığını düşünüyor. Küresel ticaret ve sermaye işlemlerinin ezici çoğunluğu hâlâ dolar üzerinden yapılıyor. ABD dışında oluşmuş eurodollar ağı ise onun ifadesiyle “tarih boyunca görülmüş en büyük dolar bazlı ödeme ağı” seviyesine ulaşmış durumda. Özel sektörün yıllara yayılan tercihleri sonucu dolar hâlâ en hızlı, en ucuz ve en verimli ödeme ve tasarruf aracı olmayı sürdürüyor.

Johnson, BRICS ülkelerinin ‘탈달러화’를 yıllardır dile getirmesine rağmen, söylemin ötesine geçen ‘maddi olarak anlamlı aksiyon’ üretmekte başarısız olduğunu vurguluyor. Sonuçta dünya, tarihte hiç olmadığı kadar dolara bağımlı hale geldi ve 2021 sonrası doların güçlenmesi diğer rezerv paraları piyasadan “iten” bir etki yarattı. Johnson’ın değerlendirmesine göre ‘dedolarizasyon’ söylemi büyüdükçe aslında ‘달러 밀크셰이크 이론’ fiiliyatta daha güçlü işliyor.

Johnson’ın geliştirdiği 달러 밀크셰이크 이론, özetle “egemen borç krizi patladığında küresel likiditenin nihayetinde ABD dolarına ve ABD varlıklarına doğru şiddetle akacağını” savunuyor. Devletler, şirketler ve finans kurumları dolar cinsi borca dayanarak büyüdüğü için kriz anında riskli varlıklar tasfiye ediliyor ve para, ‘güvenilir liman’ olarak görülen yere yöneliyor; Johnson’a göre bu adres hâlâ Amerika.

Bu nedenle ABD varlıklarının önümüzdeki dönemde de diğer piyasalara kıyasla görece güçlü kalacağı görüşünde. ABD finansal piyasalarının derinliği, likiditesi ve hukuki istikrarı onu küresel yatırımcılar için ‘son sığınak’ haline getiriyor; her kriz dalgasında ABD Hazine tahvilleri ve dolar talebinin sıçraması da bu tezi destekliyor. Johnson, uzun süredir “ABD doları daha da yükselecek” söylemini dile getiriyor ve yön anlamında bunun büyük ölçüde gerçekleştiğini düşünüyor. Öte yandan, senaryosundaki ‘egemen borç krizi’nin henüz tam anlamıyla patlamadığını kabul ediyor ve “hükümetler ile merkez bankalarının sürekli tabak çevirerek ve tekmeleri ileri savurarak zaman kazandığını” söylüyor.

Johnson’a göre bugünkü para ve finans sistemi tasarımı altında ‘para krizi’ yaşanması sadece zaman meselesi. Sistem, “krediler üzerinden para yaratımı”na dayanıyor. Bu mimaride sadece anaparayı değil faizleri de ödeyebilmek için sürekli yeni para girişi gerekiyor ve sistem bütünü açısından bakıldığında “tüm kredilerin anaparası ve faizleri aynı anda ödenebilecek kadar para, matematiksel olarak asla var olamıyor.” Bu nedenle ekonomi yapısal olarak ‘büyümeye mecbur’. Büyüme ivme kaybettiğinde ya da ekonomi küçülmeye girdiğinde borç geri ödemeleri zorlaşıyor, bankacılık sektörü ve hatta devlet ölçeğinde temerrüt riski sert biçimde yükseliyor. Johnson, bu düzenin yavaş, kontrollü ve “doğal” biçimde kapanacağı varsayımını ‘gerçekçi’ bulmuyor ve er ya da geç sert şoklarla gelen bir krizin kaçınılmaz olduğunu savunuyor.

Buna karşın, krizin tam zamanını öngörmenin imkansız olduğunun altını çiziyor. Teknolojik gelişme ve verimlilik artışının beklenenden uzun sürmesi halinde, merkez bankaları ve hükümetler borç yükünü daha uzun süre “yönetilebilir” kılabilir. Ona göre verimlilik patlaması 5, 10, hatta 20 yıl daha devam ederse, sistemik kriz de aynı ölçüde ötelenebilir.

Johnson, merkez bankalarının temel misyonunu ‘devleti sürdürülebilir kılmak’ olarak tanımlıyor. Merkez bankaları, finans sistemi sarsıldığında ‘son kredi mercii(Lender of Last Resort)’ olarak devreye giriyor; amaç, borç sorununu hemen patlatmak yerine “zaman kazanmak”. Johnson bu rolü “Merkez bankalarının işi sorunu çözmek değil, sorunu yola tekmeleyip ertelemek” diye özetliyor. Bu nedenle durgunluklara karşı defalarca müdahale edilip ekonomi tekrar büyüme patikasına çekiliyor; faiz indirimleri, niceliksel gevşeme(QE) ve likidite programları bu çerçevede devreye giriyor. Johnson, merkez bankalarının kapasitesini kronik biçimde hafife alıp onlara karşı pozisyon almanın “yatırımcı için dezavantajlı bir kumar” olduğu uyarısında bulunuyor; çünkü tarihte pek çok ‘büyük kriz’ çağrısı, agresif politika hamleleriyle ertelenmiş durumda.

Johnson, 2021 sonrasındaki doları “diğer rezerv paralara savrulan bir ‘wrecking ball(çekiç topu)’” olarak nitelendiriyor. Doların güçlenmesi, euro, yen ve sterlin gibi büyük para birimlerinin zayıflamasını tetiklerken, dolar borcu yüksek gelişmekte olan ekonomilerde baskıyı çok daha ağır hissettirdi. Johnson, bunun, “kriz dönemlerinde dolar talebinin patlaması” şeklindeki 달러 밀크셰이크 이론 mekanizmasının pratikte nasıl çalıştığını gösteren somut bir örnek olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre dünya “tarih boyunca hiç olmadığı kadar dolara bağımlı” durumda. Devasa ölçekteki eurodollar ağı ABD sınırı dışında işliyor olsa da, altında yatan güven ve varlık temeli yine ABD doları ve ABD finans sistemi. Böylesi bir yapıda ‘탈달러화’ sloganı atmak kolay; fakat reel sektörde ödeme, borçlanma ve tasarrufta doların yerini dolduracak altyapıyı kurmak neredeyse imkansız.

Johnson, uzun vadede ABD dolarının diğer *fiat* paralara kıyasla daha güçlü kalacağı görüşünde. Bunun nedeni doların olağanüstü ‘sağlam’ olması değil; diğer büyük ekonomilerin daha derin yapısal sorunlar taşıması. Johnson’a göre Avrupa ve Japonya, demografi, büyüme potansiyeli ve enerji bağımlılığı gibi başlıklarda çok daha kırılgan; bu kırılganlık her kriz döneminde “dolara kaçış” davranışını güçlendiriyor. Doları “fiat paralar arasında ‘en iyi’ değil, ‘en kötüler içinde nispeten en iyisi(best of the worst fiat)’” diye tanımlıyor. Kriz derinleştikçe doların diğer paralara göre değer kazanmasının, döviz, tahvil ve hisse senedi piyasalarındaki “kopuşları” büyüttüğünü, güçlü doların özellikle gelişen ülke para birimi ve borç piyasaları için doğrudan şok anlamına geldiğini, bunun da küresel finansal istikrarsızlığı artırdığını vurguluyor.

*Stablecoin* tarafında ise Johnson, özellikle dolar endeksli sabit kripto paraları ABD dolar hakimiyetine yönelik tehditten çok, ‘dolar ağını genişleten gizli silah’ olarak görüyor. Ona göre ABD, *stablecoin*’lerin dolar egemenliğini kemirmesine seyirci kalmak yerine, düzenleme ve lisanslama kanallarıyla dolar destekli *stablecoin*’leri küresel altyapının parçası haline getirmeye çalışacak. Johnson’a göre *stablecoin*’ler iki kritik işleve sahip: Birincisi, gelişmekte olan ve kriz yaşayan ülkelerde “dolar erişimini” dramatik biçimde artırıyorlar. İkincisi, ABD açısından kendi parasını sınırların ötesine itinayla “nüfuz ettiren jeopolitik araç” rolü üstlenebiliyorlar. “Dünyanın, tercih ettiği ödeme aracı olarak gönüllü şekilde ABD doları *stablecoin*’lerini benimsemesi mümkündür” diyen Johnson, bunun ABD’ye klasik dolar ödeme sistemleri ve finansal yaptırımlara ek, yeni bir nüfuz kanalı açacağını savunuyor.

Johnson, *stablecoin* piyasasının 3 trilyon dolarlık (yaklaşık 4.338 trilyon won) büyüklüğe ulaşmasını pek zor görmüyor; 5–10 trilyon dolar (yaklaşık 7.230 trilyon–14.460 trilyon won) bandına çıkma ihtimalini de ‘oldukça gerçekçi’ buluyor. Böyle bir dijital dolar ağı, salt bir ödeme katmanını aşarak, ABD’nin dış politika ve güvenlik stratejisinde “parayı silahlaştırma” doktrinini bir üst seviyeye taşıyacak araç haline gelebilir.

Johnson, Silicon Valley Bank(SVB) çöküşünü örnek göstererek teknolojinin finansal kriz dinamiklerini ne kadar hızlandırabildiğini vurguluyor. Mobil bankacılık ve anlık ödeme sistemleri, geleneksel olarak “günler, haftalar” süren mevduat kaçışını “saatler” içine sıkıştırdı ve bankaların savunma için manevra alanını fiilen ortadan kaldırdı. Aynı mantığın *stablecoin* ile birleşmesi halinde belirli ülkelerde ani bir ‘dolarizasyon(dollarization)’ dalgası yaşanabileceğini söylüyor. Johnson’a göre ağır enflasyon ve para birimine güven krizinin yaşandığı bir ekonomide *stablecoin* geniş kitlelere yayılırsa, “haftalar değil günler, hatta 48 saat içinde tüm ekonomi fiilen dolarize olabilir.” Onun ifadesiyle bu, ‘*stablecoin* tarzı bir Arap Baharı’ etkisi yaratacak siyasi ve toplumsal kırılmalara yol açma potansiyeli taşıyor.

Johnson, askeri ve güvenlik stratejilerinde “parayı silah olarak kullanma” anlayışının zaten yerleşik olduğunu hatırlatıyor. Buraya kripto ve *stablecoin* teknolojisi eklendiğinde ABD, diğer ülkelerin finans sistemleri üzerinde daha hızlı ve daha ‘gizli’ baskı kurabiliyor. Bu açıdan *stablecoin*’ler, sadece kripto altyapısı değil, 달러 밀크셰이크 이론’in etkisini çok daha ‘şiddetli’ biçimde hızlandırabilecek bir katalizör olarak da okunabilir.

Jeopolitik cephede Johnson, dünyanın ABD ve Çin arasında bir tür ‘küresel boşanma’ sürecine girdiğini düşünüyor. Tedarik zincirleri, teknoloji, finans ve para düzeni alanlarında iki ülke giderek daha net biçimde ayrışıyor ve bu tablo, her ülke yatırımcısı için yapısal riskler yaratıyor. Bu ortamda Johnson, klasik ‘uluslararası çeşitlendirme’ yerine portföylerde ABD ağırlığını daha yüksek tutmayı görece daha güvenli buluyor. Kendi portföy tercihinin de “ABD ve ABD piyasalarını dünya geneline göre hâlâ daha fazla tercih etmek” yönünde olduğunu belirtiyor. Buna ek olarak, para değer kaybına (debasement) karşı “altın(gold)”ı mutlaka belirli oranda elde tutmanın önemini vurguluyor. Fiziksel arzı sınırlı olan altın, merkez bankaları ve hükümetlerin ‘keyfi çoğaltamayacağı’ bir varlık olduğu için, tüm para sistemine yönelik güven sarsıldığında ‘son sigorta’ görevi görebilir.

Brent Johnson’ın 달러 밀크셰이크 이론’i ve ‘탈달러화’ analizleri bir araya getirildiğinde, “yakın vadede dedolarizasyon anlatısı ne kadar güçlenirse güçlensin, somut anlamda dolardan kopmak zor; aksine her kriz dalgasında dolar ve ABD varlıklarına yöneliş daha da yoğunlaşabilir” mesajı öne çıkıyor. Aynı anda mevcut para mimarisinin ‘bir noktada büyük bir krizi neredeyse zorunlu kıldığı’ görüşü de net biçimde korunuyor. Kripto paralar ve *stablecoin*’lerin bu süreçte hangi rolü oynayacağı ve ABD’nin bu teknolojileri nasıl ‘araçsallaştıracağı’, önümüzdeki dönemde küresel para düzeni ve piyasa dengelerini kökten yeniden şekillendirebilecek başlıca değişkenler olarak öne çıkıyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1