샘 뱅크먼-프리드(SBF), “Biden yönetimi Adalet Bakanlığı kilit tanıkları susturdu” diyerek yeni yargılama talep etti
FTX dolandırıcılık davasında hüküm giyen Sam “SBF” Bankman-Fried, ABD Adalet Bakanlığı’nın kilit tanıklara baskı yaptığı, ifadelerini değiştirmeye zorladığı ya da tamamen susturduğu iddiasını ortaya attı ve bu “yeni deliller”e dayanarak mahkûmiyetinin bozulmasını ve yeni bir yargılama süreci başlatılmasını talep etti. Bankman-Fried, halen cezaevindeyken kullandığı X (eski Twitter) hesabı üzerinden, “Biden yönetiminin Adalet Bakanlığı bazı tanıkları susturdu ya da ifadelerini değiştirmeleri için tehdit etti. Mahkûmiyetim bu nedenle iptal edilmeli” açıklamasını yaparak, Federal Ceza Muhakemesi Usulü Kural 33 kapsamında hazırlanan ‘Motion for a New Trial’ başlıklı yeni yargılama talep dilekçesinin bağlantısını paylaştı. Bu başvuru, eski bir FTX çalışanının beyanına dayanıyor ve savcılığın öne sürdüğü “FTX ve Alameda Research’ün iflası ile bilançodaki dev açık” tespitinin temelden hatalı olduğu iddiasını taşıyor.
Bankman-Fried, FTX ve 150’den fazla bağlı şirketin çöküşünün ardından müşteri fonlarını kötüye kullanmakla ilgili 7 ayrı suçlamadan jüri tarafından suçlu bulunmuş ve 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. ABD savcıları, FTX müşteri mevduatlarının, kardeş şirket Alameda Research’ün işlem zararlarını karşılamak için izinsiz biçimde kullanıldığını, bu nedenle yaklaşık ‘89 milyar dolar’ büyüklüğünde bir bilanço deliği oluştuğunu öne sürmüştü.
Yeni yargılama başvurusunun odak noktasını eski FTX veri bilimi sorumlusu olduğu belirtilen Daniel Chevsky’nin ‘declaration’ niteliğindeki beyanı oluşturuyor. Chevsky bu belgede, davanın görüldüğü dönemde neden tanık kürsüsüne çıkamadığını ve çıkabilseydi neleri anlatacağını detaylandırıyor. 13 Temmuz 2023 tarihli beyanında, savunma avukatlarının kendisini “tanıklık etmesi halinde medya saldırılarına maruz kalabileceği ve savcılığın misilleme riskine girebileceği” konusunda sert şekilde uyardığını öne sürüyor. Chevsky, “diğer eski FTX çalışanlarının da benzer uyarılar aldığını duyduğunu” belirtiyor. Bu baskı ortamı nedeniyle avukatları aracılığıyla Bankman-Fried tarafına “tanıklık etmek istemediği” mesajını iletmesini istediğini ifade ediyor.
Chevsky ayrıca tanıklık etmiş olsaydı “savcılığın FTX’in mali durumu hakkındaki anlatısındaki hataları düzeltebileceğini ve jüriye çok daha doğru veriler sunabileceğini” savunuyor. Bankman-Fried cephesi, bu beyanın kasıtlı biçimde devre dışı bırakılmış kilit bir tanıklığa işaret ettiğini, bu nedenle yargılamanın ‘adil yargılanma’ ilkesinden saptığını iddia ediyor.
Savunma tarafının yeni yargılama talebinde altını çizdiği bir başka nokta, Chevsky’nin FTX ve Alameda Research’ün bilançosuna dair değerlendirmeleri. Savcılık, iki şirketin 2022 Kasım’daki iflas başvurusundan çok önce fiilen ‘ödemesiz’ yani ödeme güçlüğü içinde olduğunu savunmuştu. Chevsky ise ifadesinde, FTX ve Alameda’nın ‘net varlık değeri (Net Asset Value)’ temel alındığında 2022 Kasım itibarıyla bile varlıklarının borçlarını aştığını ve bu nedenle ödeme güçlüğü içinde sayılamayacağını “kesin bir dille” beyan ettiğini aktarıyor. Savunma dilekçesinde bu tespitin, “jüriye anlatılan savcılık tezleriyle doğrudan çeliştiği” vurgulanıyor.
Bankman-Fried, daha önce verdiği çeşitli röportajlarda “FTX’in yapısal olarak hâlâ ödeme gücüne sahip olduğunu, belirli yatırım teklifleri sonuçlansaydı şirketin kurtarılabileceğini” öne sürmüştü. Özellikle 11 Kasım 2022’de FTX’in yönetimini iflas uzmanı John J. Ray III’e devrettikten kısa süre sonra “dışarıdan yatırım alarak şirketi kurtarmaya dönük bir teklif geldiğini, şirketi devretme kararını hayatının ‘en büyük hatası’ olarak gördüğünü” dile getirmişti.
Piyasa tarafında ise bu anlatının ne kadarının gerçek tabloyu, ne kadarının ise “sonradan kurgulanmış bir sorumluluk kaçışı” olduğunu değerlendirme konusunda görüş birliği yok. FTX müşteri mevduatlarının şirket varlıklarından ne ölçüde ayrıştırıldığı, iflas öncesi hangi ölçüde likidite yaratılabileceği gibi başlıklar, hukuki çekişmenin bir süre daha devam edeceğine işaret ediyor.
Bankman-Fried’in yeni yargılama talebi, kısa sürede kabul edilecek bir adım olmaktan çok, önce mahkemenin “yeni delillerin” güvenilirliğini ve hükmün sonucunu değiştirme potansiyelini inceleyeceği bir süreci tetikleyecek. Federal Ceza Muhakemesi Usulü Kural 33, mahkûmiyet sonrası ortaya çıkan önemli delillerin, yargılamanın sonucunu etkileme ihtimali bulunması halinde mahkemenin yeni bir duruşma emretmesine imkân tanıyor.
Bu gelişme, haklarında mahkûmiyet kararı verilip ağır cezalara çarptırılarak bir bakıma “kapanmış” görünen FTX dosyasını yeniden gündeme taşıyabilir. FTX ve Alameda’nın mali durumu, müşteri fonlarının nerelere ve hangi kapsamda aktarıldığı, yönetim kadrosunun kastı ve sorumluluk derecesine dair hukuki yorumlar yeniden tartışmaya açılırsa, hem devam eden ve olası yeni ceza-medenî davalar hem de iflas süreci ve alacakların tahsil beklentileri açısından yeni soru işaretleri doğabilir.
Bununla birlikte ABD yargı sisteminde kesinleşmiş mahkûmiyetlerin bozulması veya davanın baştan görülmesi oldukça istisnai bir durum. Bu nedenle Chevsky’nin beyanlarının mahkemede ne ölçüde “belirleyici delil” kabul edileceği ve Adalet Bakanlığı’nın yöneltilen “tanık tehdit etme ve susturma” suçlamalarına nasıl bir yanıt vereceği, sürecin en kritik başlıkları olacak. Bankman-Fried’in öne sürdüğü “FTX ödeme gücü” anlatısının, piyasadaki FTX algısını veya alacaklıların beklentilerini kökten değiştirmekten çok, yargılama sürecinin adilliği ve savcılık yöntemleri etrafında yeni bir tartışma dalgası yaratma olasılığı daha yüksek görünüyor.
---
Lombard, ‘Bitcoin akıllı hesapları’ ile saklama altındaki BTC’yi DeFi teminatına açıyor
Kurumsal altyapı şirketi Lombard’ın, Bitcoin’i doğrudan hareket ettirmeden veya saklama yetkisini devretmeden zincir üstü teminat olarak kullanmayı mümkün kılmayı hedefleyen denemeleri hız kazanıyor. DeFi borç verme piyasası büyürken şirket, büyük kurumsal yatırımcıların elinde atıl durumda bekleyen Bitcoin(BTC) varlıklarını on-chain ekosisteme çekmek istiyor.
Lombard, bu çeyrek içinde ‘Bitcoin Smart Accounts (Bitcoin akıllı hesapları)’ ürününü piyasaya sürmeyi planladığını açıkladı. Bu hesap yapısı sayesinde kurumsal saklama (custody) hesaplarındaki Bitcoin, üçüncü bir tarafa devredilmeksizin zincir üstü teminat olarak işaretlenebilecek. Şirketin modeline göre saklama altında tutulan Bitcoin, blokzincir üzerinde ‘BTC.b’ isimli bir makbuz (receipt) token olarak temsil ediliyor. Kurumsal yatırımcı, bu token aracılığıyla borç verme ve likidite protokollerine erişebiliyor; ancak hukuki mülkiyet ve mevcut saklama sözleşmeleri aynen korunuyor. Lombard, çerçevenin ‘varlık yönetim şirketleri, şirket hazine birimleri ve diğer kurumsal Bitcoin sahiplerini’ hedeflediğini belirtiyor. Şirket bazı kurumlarla pilot programlar yürüttüğünü, ancak müşteri isimleri ve işlem ölçekleri hakkında şimdilik bilgi paylaşmadığını aktarıyor.
Lombard’ın kurucu ortaklarından Jacob Phillips, Cointelegraph’a verdiği röportajda, bugün merkeziyetsiz borsaların toplam kripto işlem hacmi içinde anlamlı bir paya sahip olduğunu, borç verme ve borçlanma işlemlerinin de önemli bir kısmının zincir üstünde gerçekleştiğini hatırlatıyor. Buna karşın Bitcoin’in hâlâ büyük ölçüde “hareket etmeyen bir varlık” olarak kaldığını vurguluyor. Phillips’e göre yaklaşık ‘1,4 trilyon dolar’ değerinde Bitcoin, fiilen ‘kullanılmayan’ bir pozisyonda duruyor; bunun yalnızca yaklaşık 40 milyar dolarlık kısmı DeFi ekosistemine girmiş durumda. Bitcoin, Ethereum(ETH) gibi hisse ispatı (PoS) ağlarındaki gibi doğrudan staking getirisi üretmediği için, çok sayıda kurumsal ve uzun vadeli yatırımcının elindeki Bitcoin fiilen ‘gelir getirmeyen varlık’ konumunda.
Bugüne kadar kurumların Bitcoin’i DeFi içinde kullanabilmesi için genellikle wrapped BTC benzeri tokenlaştırma çözümlerine geçmesi veya varlıkları merkezi hizmet sağlayıcılara taşıması gerekiyordu. Bu süreç, saklama güvenliği ve regülasyon uyumu açısından ciddi ek yükler getirdiği için pek çok kurum adım atmakta isteksiz kaldı. Lombard, geliştirdiği ‘akıllı hesap’ yapısı ile bu noktadaki tıkanıklığı çözmeyi hedefliyor.
Şirket, ilk aşamada DeFi borç verme protokolü Morpho’yu temel likidite ortağı olarak seçti. Morpho, Bitcoin teminatlı kredileri ayrı havuzlarda işletmesi gibi özellikleriyle kurumsal dostu bir borç verme altyapısı sunduğu değerlendirmesine konu oluyor. Phillips, Bitcoin akıllı hesaplarının belirli bir ortağa bağımlı kapalı devre bir çözüm olmadığını, farklı DeFi protokolleri ve saklama kurumlarının zaman içinde entegre olabileceği “açık bir altyapı” olarak tasarlandığını vurguluyor. Şirket, talep doğrultusunda ek on-chain protokollerle entegrasyonlarını genişletmeyi planlıyor.
2024’te kurulan Lombard, Bitcoin odaklı zincir üstü altyapı ve tokenlaştırılmış varlıklar geliştiriyor. Şirket, Bitcoin’i mevcut saklama sistemlerinin dışına çıkarmadan DeFi içinde kullanılmasını sağlayacak şekilde kurgulanmış LBTC ve BTC.b benzeri ürünler sunuyor.
Lombard’ın hamleleri, kurumlara yönelik ‘Bitcoin faiz/gelir ürünleri’nin hızlı biçimde çeşitlendiği bir döneme denk geliyor. 1 Mayıs’ta ABD kripto para borsası Coinbase($COIN), ABD dışındaki kurumsal yatırımcıları hedefleyen ‘Coinbase Bitcoin Yield Fund’ı piyasaya sürdü. Fon, elde tutulan Bitcoin’lere yıllık ‘%4–8’ arasında net getiri sağlamayı hedefliyor. Devamında Solv Protocol, kurumsal yatırımcılar için tasarlanan yapılandırılmış getiri kasası ‘BTC+’ ürününü tanıttı. BTC+; DeFi, merkezi finans (CeFi) ve geleneksel finans piyasalarını kapsayan çoklu stratejilere Bitcoin tahsis ederek getiri peşinde koşuyor; protokol staking’i, baz farkı arbitrajı ve tokenlaştırılmış gerçek dünya varlıklarına (RWA) maruziyet, öne çıkan stratejiler arasında sayılıyor.
4 Şubat’ta kurumsal kripto altyapı şirketi Fireblocks, Stacks(STX) entegrasyonunu duyurdu. Bu entegrasyon sayesinde kurumlar, Bitcoin temelli borçlanma ve faiz ürünlerine daha doğrudan erişme imkânına kavuştu. Böylece Bitcoin’in sadece “dijital kasada bekleyen bir rezerv” olmaktan çıkıp, regülasyon ve saklama gereklilikleri çerçevesinde kademeli olarak zincir üstü finansal yapılara entegre olduğu bir eğilim belirginleşiyor.
Öte yandan sarılı (wrapped) token yapılarının ve zincir üstü getiri ürünlerinin giderek karmaşıklaşması, ‘akıllı sözleşme riski’ ve ‘karşı taraf riski’ gibi başlıkların da büyümesine yol açabilir. Bu nedenle kurumların ve bireysel yatırımcıların, ürün tasarımını, teminat yönetim mekanizmalarını ve olası senaryo analizlerini dikkatle incelemesi gerektiği yönünde uyarılar yapılıyor.
Yorum 0